19 Mart 2009 Perşembe

Mcfarlane - Kirmizi baslikli kiz


2006 civariydi herhalde internet üzerinden figur satisi isiyle ugrastigimda. O zamandan beri hastayimdir bu figure. Elime belki 10 tane gecmistir ama oylesine talep verdi ki, hepsini satmistim. Hatta sonlara dogru tek basina bulunamadigi icin bütün "twisted fairy tales" serisini ki, 6 figure denk gelir, satin alip, yinede ciddi kar ettiydim. Simdi üzülüyorum bir tane kendime ayirmadigima...

Senden nefret ediyorum


Yeni snowboard oyuncaklarim

Snowboardumu 3 sene evvel degistirmeme ragmen, hala 10 sene evvel ilk basladigimda aldigim baglama ve botlar ile idare ediyordum. Gelgelelim baglamalardan bir tanesinin dili koptugu icin artik disliden gecirmekte iyice zorlanmaya baslamistim. Üzerine botlari bütün bir yaz balkonda birakmama ragmen hala küflü peynir kivaminda kokuyor olmalari da eklenince, bu sene degistirmek farz olmustu.

Tabiiki tüm arastirmayi ve alisveris sürecini ilk kayak tatilinden 1 gün evvele kadar erteleyince, Stuttgart'ta bildigim tek snowboard magazasina girip, "ayakkabi ve baglama alacagim" seklinde bir giris yapmamla beraber, krizden payini olmus magazadaki satici cocuklarin üzerime cullanmasi bir oldu.

Yaklasik 1 saatlik bir deneme, danisma vs. süresi sonunda Nitro'nun bu seneki serisinden bir bot ve Burton'un gecen seneki katalogundan bir baglamaya karar kildim. Satici cocugun "herkez altin sarisi yaldizli baglamayi sevmedi o yüzden elimizde kaldi ama size yakisti valla" seklindeki üstün pazarlama soylemleri bile kararimi degistiremedi.

Bu arkadaslar ile bu sene simdilik 11 gün board yapma imkanim oldu. Ozellikle botlar gercekten eski usül botlara göre cok farkli. Cok deli bir efor sarfetmeden baglanmasi, ayagi cok güzel kavramasi, saatler gectikce gevseme miktarinin azligi gercekten kayda deger. Ayagi ilk bota sokusta ve cikarirken biraz kasmak gerekiyor ama onun disinda oldukca memnunum.

Baglamalar ise biraz daha sorunlu benim acimdan. Eskilerine göre cok daha stabil olmakla beraber belki de tam ayarlarini tutturamayisim denediyle, ön taraftaki bantlarin yukari veya asagiya kayarak bottan kurtuldugu oluyor. Usengecligimden ayarlari ile cok oynama firsatim olmadi.


Yeni baglama ve botlarim ile askim sürüyor iken, bir taraftan da yeni bir mont icin aramalarim yil boyunca sürmekteydi. Gecen sene aldigim yemyesil pantalona uyan bir mont maalesef Stuttgart sinirlarini biraktim, Almanya sinirlarinda bile pek bulamadim. Zaten bu snowbord montlari bir garip oluyor, öyle yalnizca gözle bakinca 100 taneden belki 1 tanesi olabilir diye düsünüyor insan.

Zellertalda ki snowboard magazasina ise oldukca kararli gidip 20 ye yakin mont deneyince, esasinda insanin üzerinde gözle görüldügünden farkli olduguna karar verip, bir adet Burton mont kaptim.
Toplam ne kadar bayildigima girmeyecegim tabiiki, lakin unuttum hatta bilmek yada hatirlamak bile istemiyorum, sonucta mutlu bir boardcuyum, en az 5 sene bir daha snowboard malzemesine para vermicek mutlu bir boardcu...

How I met your mother


Cok keyifle izliyoruz. Uzunca süren bir "My name is Earl" sürecinden sonra ki, bence o da oldukca güzeldi, "how i met your mother" ile tavana vurdu sitcom keyfim. Türkiye'de iken tek tük karsima ciktiginda izleyip gülüyordum. Simdi iyiki en basindan baslamisim diye düsünüyorum.

Friends tadinda her sitcoma ait hafif romantizm, kahramanlarin bulustugu cafe/bar tarzi mekan, kadin erkek iliskileri ve extra komik karakter bu dizide de mevcut tabiiki. Zaman bulundugunda kesinlikle bir sans verilmesi taraftariyim, özellikle "friends" e hasta olunup saatlerce izlenilen günlere özlem duyanlar kacirmasin.

Ted: So, who are we picking up?
Barney: I dunno... her? Or maybe her...
Ted: Wait, so when you said we were going to pick someone up at the airport, you meant we were going to *pick someone up* at the airport?
Barney: Yeah...
Ted: You're kidding!
Barney: False!

ve Computer rest ceker


Dün aksam tüm gün kosusturma üzerine market alisverisini eve tasiyip, 2 bardak sarap icince erkenden mayisma ve uyuma moduna girdim. Tabii uyumadan evvel son 20 dakikayi degerlendime ugruna laptopi yanima alinca, bir anda kendimi yari uyku halinde poker turnuvasinda buluverdim.

1$ giris odenen 10 kisilik masada sona kalan 3 kisiden biri olmama ragmen, kartlarin da azizligine ugrayip son ikiye kalamayarak bir nane alamadim. (Birinci 7$, ikinci 3$ aliyordu.)

Bugün her poker turnuvasi sonrasinda oldugu gibi, gaza gelip internette poker hakkinda birseyler okurken, basliktaki haberi gördüm. Büyük ihtimal ile satranctan esinlenen ntv degimi ile bilim adamlari, insana karsi oynamasi icin bir poker bilgisayari gelistirmisler. Adi Polaris olan bilgisayara karsi 2007'de gerceklesen ilk turnuvanin formati oldukca ilginc. Iki ayri odada, iki poker ustasi iki farkli polarise karsi oynuyorlar. Her elde iki odaya dagitilan kartlar ayni olmakla beraber, ornegin ilk odadaki poker ustasina dagitilan kartlar, ikinci odadaki polarise, ikinci odadaki poker ustasina dagitilan kartlar ise birinci odadaki polarise dagitilmis. Bu sekilde sans faktörünün ortadan kalkmasi planlanmis.


Sonuc olarak 4 oyun ve her oyunda 500 el üzerinden oynanan turnuvada, 2 oyunu insanoglu, bir oyunu polaris kazanmis, bir oyunda berabere bitmis. Turnuvadan her oyuncu yaklasik 12.500 $ kazanmis. Büyük turnuvalarda havada ucusan milyon dolarlar düsünülünce deger mi 3-5 devre bozuntusuna kaybedip karizmayi cizdirtmek dedirtiyor bence valla.

16 Mart 2009 Pazartesi

Hamburg - Galatasaray 1-1


Cok fazla futbol yazicagimi zannetmiyorum. Galatasaray disinda pek bir sey yazacagimi da, lakin GS disinda pek mac izledigim yok. Mac analizini bosverdim zaten de, mac sirasinda aklima gelenleri yada yasananlari kücük notlar seklinde aktarsam hos olur gibime geldi.

- Alman takimlariyla oynanan maclar güzel oluyormus, nerden izliyecegim, kahvede yer bulurmuyum vs. tasasi yok, güzelim alman trt 1 i veriyor cünkü maclari.
- Berlin'e beraber gittigimiz benim gurbet tayfasiyla izledik maci.
- Alkol+türkce geyik ozlemi+erkek muhabbeti > futbol aski, lakin maci cok izleyemedik muhabbet etmekten.
- 5 litrelik fici biralar iyi güzelde, bitiremiyince buzdolabinda cok yer tutuyormus.
- Mac sonrasi gazetelerde bir elimizden kacirdik havasi sezdim. Insaf diyorum, ilk mac deplasmanda 1-1 sonuclanacak, 40 dakika 10 kisi oynayacaksin, birde üzerine son 10 dakikada 3 mutlak gol sansi vereceksin, sonra elimizden kacirdik. Daha iyi sonuc olamazdi bence.
- Mactaki 50.000 seyircinin yaklasik 15.000 i türkmüs. Berlin ile kiyaslandiginda oldukca az kalmasinin nedeni, Berlin'in Türkiye'nin 4. büyük sehri olmasindan kaynaklansa gerek.
- Macla o kadar alakamiz olmamiski muhabbetten, Kewell'in son 40 dakika defans oynadigini ancak gazete yorumlarinda okudum.
- Ümit Karan'in sayilmayan golünde bence faul falan yoktu, buz gibi golü vermedi hakem, elimizden kacirdik Hamburg'u :)
- Lincoln'ün cikarken verdigi tepkiye, Bülent kaptanin yorumunu begendim. "Kendi aramizda halledicez." seklinde medyaya yem vermeyen bir demec olmus.
- Mac sonrasi, langirta verelim kendimizi dedik, ama gurbet tayfasi pek bir antremansiz cikti. Keyifsiz 3 oyundan sonra vazgectik.
- Kupada kalan takimlara bir daha bakiyorum, bir daha umutlaniyorum. Persembe patlamaz umarim bu umutlar.

12 Mart 2009 Perşembe

Metro Günlükleri - 2


Yarin (Cuma) haftasonu kayagi icin sabahtan yola cikacagimdan bugünden yayinliyorum bu haftaki metro günlügünü:

9.Mart: Kitap - Yolda/Buket Uzuner
10.Mart: Kitap - Yolda/Buket Uzuner + iPod - Incubus
11.Mart: Kitap - Yolda/Buket Uzuner + iPod - Patrice
12.Mart: iPod - Moby
13.Mart: Horlama sesleri, sabah 6.30 da yola cikacagiz ve arabayi ben kullanmiyorum:)

Malygos - Varan 1


Koca oglandan 4. seferinde en sonunda birseyler kaptim. Tekrardan yaziyorum isteklerimi. Geriye kaldi 3.

Arcanic Tramplers
Hood of Rationality
Leash of Heedless Magic
Leggings of the Wanton Spellcaster

11 Mart 2009 Çarşamba

Medya farki


Gercekten fark nerde bilmiyorum. Ama buyrun burda, bugün sabah Stuttgart'da bir lisenin eski bir ogrencisi tarafindan taranmasi sonucu olen 9 kisiyle ilgili "Spiegel" de cikan haberin fotoalbümü. Bir fotograf bile yok yaralanan yada hayatini yitiren insanlarla ilgili, yada yerde yatan bir kurbanin üzerine örtülmüs ve kandan ötürü beyazligini yitirmis örtülere hedeflenmis bir kare...

Fark medyadaki anlayista mi, gazetecileri ölenlerin yanina yaklastirmayan poliste mi, hayatini yitirenleri yada yaralilari ulu orta yere sermeyen ilkyardim ekiplerinde mi, yoksa böyle bir fotografi gazetede görecek olsa tepki koyacak okuyucada mi? Ben sahsen bilmiyorum...

EDIT: Simdi Hürriyet'de ayni haberi gördüm. Tabii ellerinde alman basininda dolasan fotograflardan baska bir sey olmadigi icin cok etkileyici olamamis fotoalbüm. Ama yinede "Kanli baskindan ilk fotograflar" seklinde duyurmayi uygün görmüs Türkiyenin tiraji en yüksek gezetesinin internet sayfasi.

10 Mart 2009 Salı

Journey to the Center of the Earth


Cok yazicak bir sey yok. Bildiginiz cocuk filmi. Evde, laptop ekranindan izledim, dolayisiyla sinemada 3D versiyonunun yine izlenebilir olabilecegi konusunda optimistim, lakin 3D olarak izleyiciyi yerinden hoplatacak 4-5 sahne vardi. Eger sinemada para verip, birde üzerine normal versiyonunu izlemis olanlar varsa gercekten üzüldüm onlar icin. Daha izlememis olanlarda elbet bir zaman Kanal 6 sabah kusagi kivaminda bir yerlerde yakalarlar.

Death vs. Monstars

Eskiden "shoot'em up" dedigimiz oyunlarin yeni nesil flash benzerlerinden bir tanesi "Death vs. Monstars". Kliklemenize gerek kalmadan durmadan ates eden kurukafamiz ile garip sekillerden olusan düsmanlari yok etmeye calisiyor, her bölümde kazandigimiz para ile kurukafamizi gelistiriyoruz. Bazi bölümlerden gercekten 50 ye yakin düsman ve yüzlerce kursunlari üzerinize üzerinize geliyor ve gözleriniz gitgide daha fazla agrimaya basliyor.

Oyunda hareket ettiginiz yönün aksine ates ediyorsunuz. Dolayisiyla düsmanlardan kacarken dogru yöne kacip diger taraftakileri öldürmek öldükce önem kazaniyor.


Normal ates gücümüzün disinda cift klikle kullanilan bomba ve bosluk tusu ile aktive olan zamani yavaslatma imkanlari mevcut.

Oyunda en ilginc nokta ise, bu derece fazla objenin ayni anda hareket etmesine ragmen, bilgisayarda en ufak bir takilma yada yavaslamaya yol acmamasi ki, en fazla 20-30 objenin ayni anda ekranda oldugu "tower defence" tipi oyunlarin bir cogunda ayni anda 2-3 dalgayi oynadiginizda olusan yavaslama düsünüldügün de, gercekten takdir edilecek bir durum.
Sonuc olarak doomvari sekilde ekrandaki herseye ates edip stres atmak isteyenlere onerebilirim "Death vs. Monstars"i.

Narutosan ile Kankacan


Japonlar kisisine göre hanim ve bey anlamina gelen 'san' sözcügünü Bati dillerindeki gibi soyadlarina önek olarak degilde Türkce'deki gibi isimlerinin arkalarina ekliyorlar. Bunu oyle güler yüzle, tatli dille yapiyorlar ki, insan kendisine ornegin 'Buket San' denildiginde 'Buket Hanim' yerine 'Sevgili Buketcigim'den bile daha samimi hitap edilmis gibi güzel hissediyor. Belki de Japoncadaki 'san' sözcügü, Türkce'deki 'can' a cok benzeyen sesinden ötürü sempatik gekiyordur bana.

Buket Uzuner - Yolda

9 Mart 2009 Pazartesi

Watchmen


Tam anlamiyla mükemmel. Bilmiyorum konuyu bilmeden gidisim ve dolayisiyla bir beklentimin olmayisinin payi nedir bunda. Izlerken bazen gercekten sanki cizgiromani okuyormusum gibi geldi. Cekimlere zaten deginmeyecegim, son dönemlerde cizgiromansal sanatsalligin oldukca basarili sekilde aktarildigi SinCity veya 300 gibi filmler görmüstük.

Bence cekimlerin otesinde konunun akisinin da klasik bir film gibi degilde bir cizgi roman akisi seklinde gelismesi cezbetti beni. Filmi 15 dakikalik sürelere ayirirsaniz, herbiri bir cizgiroman sayisina denk gelecek sekilde cekilmis film. Birbiri icine girmis birden cok konu bu 15er dakikalik periyodlarda oldukca etkileyici sekilde sonuclandirilmis. Bu nedenle cok güzel cekilmis ve tansiyonun cok yukarida oldugu bir sahnenin ardindan tipki yeni cizgi roman sayisinin ilk sayfasi gibi bambaska bir ortamda ve bambaska bir konu ile devam etmis film.


Sonuc olarak cizgiromanlardan ve ozelliklede iyi ile kötünün Marvel vari sekilde göze sokulmadigi cizgiromanlardan hoslananlar icin kacirilmamasi gereken bir film Watchmen.

Bütün film boyunca bu Zeyna'da oynayan hatunda bunca yil oyunculuguna hic bir sey katmamis hala ayni kütüklükte diye düsündükten sonra, gercegi ancak bugün imdb ziyareti sonrasi anlamam ise günün bombasi olacak nitelikte. Bir taraftan cidden benziyor oyuncular, öbür taraftan ise akil var mantik var. Zeynayi izleyeli 15 yil olmustur. Watchmen'deki hatunun oldukca genc oldugu gözden kacacak gibi degilki. Yinede benzerligi ortaya koymak ve nostalji yasatmak adina buyrun asagida da Zeyna.

Metro Günlükleri - 5


30.03.2009: Kitap - Umut / Ayse Kulin
31.03.2009: Kitap - Umut / Ayse Kulin
01.04.2009: Kitap - Umut / Ayse Kulin
02.04.2009: Kitap - The Magician's Apprentice / Trudi Canavan
03.04.2009: Kitap - The Magician's Apprentice / Trudi Canavan

6 Mart 2009 Cuma

Sarap & Peynir


Uzunca zamandir bir sarap seminerine gitmek istiyorduk. Cok anladigimizdan yada anliyacagimizdan degil, daha cok bir iki isime kulak asinaligi saglamak ve bu sekilde markette sarap alirken gözü kapali bir tane secmemekti amac.
Cokca uzun bir arastirmaya girmeden, Almanya'da hemen hemen her türlü kursu bulabileceginiz VHS(Volkshochschule) denilen kurs mekanindan ayirttik yerimizi.

Daha sonradan anlayacagim üzere, VHS kendi seminarlarini veren bir sarap eviyle anlasmis ve dolayisiyla Cuma günü bir ton yagmurda isten erken cikip sehrin hafif disindaki mekanimiza kosturmamiz gerekti.


Aslinda hersey güzel basladi. Oldukca los ortami, yaklasik 30-40 kisilik salonu ile klasik bir sarap mahseninde idi seminerimiz. Normalda 25-30 kisilik gruplara alisik olmalarina ragmen, o gün yalnizca 9 kisinin katilimi nedeni ile az kalsin iptal ediceklerini belirtti egitmenimiz ilk olarak.

Ben, zebracan ve Istanbul'dan konugumuz grupsefican'in yanisira 6 adet bayan vardi seminere katilim gösteren. Ilk saskinligi önümüze konulan peynir tabaklarinda yasadik sanirim. Her peynirin bolcana ve teker teker ortaya gelecegi konusunda hemfikirken, herkezin önüne birakilan tabaktaki peynir kirintilarini görür görmez, iki yol belirdi önümüzde. Ya sarap&ekmek seminerine terfi etmek, yada sarap seminerinden sonra dönerciye kosacak kadar alcalmak. Ekmeklerin firindan cikarilip sicak servis yapilmasi, ilk secenegi tercih etmemizi kolaylastirdi ki, zaten bizim taraftaki ekmek kasesinin 3-4 kez doldurulmasi gerekti gece boyunca.


Toplam 14 farkli sarap esliginde 12 cesit peynirimizi tattik. Genel anlamda benin en cok sinirime dokunan atmosferin fazla sessiz ve bos olmasiydi. Tamam baslarda her sey güzeldi, amca anlattikca bizde dinliyorduk vs. ama grupsefican'in kendinden beklendigi üzere her bardakda daha fazla sarap birakmasi sonucu gittikce artan bardak sorununu (bilemiyorum her sarap seminerinde böyle mi oluyor ama 2 bardagimiz vardi, bir kirmizi bir beyaz icin) benim kalanlari icmemle cözmeye calisinca bir noktadan sonra sarap ustasinin anlattiklarini takip etmekten usenir oldum.

Simdi mekanda toplam 10 kisi olunca da, usta anlatirken kendi aramizda konusmak da pey uygun kacmadi, nitekim peynirlere catali batirirken bile aman catal tabaga deymesin de cok ses cikmasin diye kasar bir moda girmeye baslamistik.


Diger katilimcilarda da yavas yavas alkolün etkileri ortaya ciksana, 6 hanim paso sorulari ile konuya olan ilgilerini koruduklarini gösterdiler. Ben o anlarda bu 6 bayandaki azime hayranlik ile yaklasirken bir yandan da Türklügüme yakisir sekilde, gencler icin soyle bol sarapli müzikli ve eglenceli sarap seminerleri tasarlamakla, gelen katilimci bazinda kar hesaplari yapmakla mesguldum kafamda.

Sonlarina dogru zebracan ile yasadigimiz kücük tartisma nedeni ile iyice beter olan geceden aklimda kalan, daha dogrusu zaten bildigim ve seminer vasitasiyla tastikledigim ayrintilar ise su sekilde:

- Türk peynirlerini düsünmedigim takdirde en sevdigim peynirler hala rokfor ve parmesan
- Kivami kremsi olan kamamber ve türevi peynirler ile aramin iyi olmadigi
- Hicbir gazli , tatli ve meyva aromali beyaz saraplarin bogazimdan gecemedigi
- Son zamalarda kirmizi sarapla aramin daha iyi oldugu, bu baglamda raki gibi tadina varmak icin belirli bir olgunluk gerektirdigi. (Bu sadece varsayim)


Ertesi aksam zebracan ile yasadigimiz tartismaya olumlu tarafindan bakip rakisiz ama parmesan/merlot esliginde planladigim süper efkar/wow gecesini ise (efkarla wow nasil bir araya gelecek ise) ettigi telefon ve bulusma onerisi karsisinda 1,5 saate sigdirmam gerekti.

1,5 saatte icilen bir sise merlot, tabiiki tartismada ibreyi benim tarafima ceviriverdi ve sarap&peynir gecemizden geriye kalan tadilan peynir/sarap listesi ile grupsefican'in "Simdi bu 6 kadinin kocalari evde bira iciyorlar dimi?" yorumu oldu.
 
Site Meter